Memento Dergi’nin Pandemi Özel Sayısı’ndan alıntıdır.

Covid-19 (Koronavirüs) salgını Türkiye’de ilk belirtilerini göstermeden önce Türkiye’nin temel gündemi İdlib Harekatı ve Yunanistan sınırına doğru gerçekleşen mülteci akınıydı. Özellikle 2011 yılında Suriye’den başlayan göçmen akını 2019 senesinde 3.5 milyon civarı Suriyeli göçmen sayısına ulaşmış durumda. Türkiye’deki istisnasız her kriz anında faturanın göçmenlere kesilmesi durumu, İdlib Harekatı’nda da kendini gösterdi ve bu süreçteki fatura yine “Suriyeli”lere kesildi. Yalnız bu sefer bir fark vardı. Bugüne kadar göçmen politikası ile ciddi biçimde eleştirilen ve göçmenlere yönelik kısmen ılımlı bir bakış açısı olduğu gözlemlenen iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi de göçmenlere yönelik tutumunu değiştirdi ve yerel yönetimler tarafından göçmenlere, Avrupa’nın sınır kapılarını açtığını ve isteyenlerin göç etmekte özgür olduğu söylendi. Fakat göçmenler sınırlara doğru ilerlediklerinde bu iddiaların pek de gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı ve göçmenler Türkiye-Yunanistan sınırı arasında sıkışık kaldılar. Sınırda, Türk yetkililer tarafından göçe zorlanan ve hiçbir güvenliği bulunmayan şişme botlarla ülkeden gönderilen göçmenler; Yunan yetkililer tarafından ise ağır müdahalelere maruz kalan, gaz bombaları ile müdahale edilen göçmenler kelimenin tam anlamıyla yalnız bırakılmışlardır. Bu süreç içerisinde göçmenlere yönelik tepkiler yoğun bir şekilde olsa dahi ve ırkçı-popülist kesimler tarafından göçmenlerin göçe zorlanmasına olumlu bir şekilde yaklaşılırken, hatırı sayılır bir kesim tarafından ise sınırlarda yaşanan trajik olaylara yönelik yoğun tepkiler oluştu.

Bu yazı, Memento Fikir/Sanat’ın editöryal ekibi tarafından hazırlanan bir edisyon/derleme çalışma içermektedir. İyi bir yazı oluşturabilmek adına birçok kaynak derlenmiş ve okunmuş, son olarak da bütün yazılar filtrelenerek bu yazı oluşturulmuştur. Yazı temel olarak, pandemi sürecinde göçmenlere yönelik insan hakları ihlallerine, mültecilerin muğlak sağlık durumlarına, ülkeler tarafından açıklanan pandemiye yönelik acil önlem paketine ve son olarak da mültecilerin yaşam koşullarını iyileştirmek adına çeşitli bilgi ve önerilere değinip, genel bir çerçeve sunmaya çalışacaktır.

İlk olarak Ayça Tekin Koru’nun voxeu.org’a yazdığı yazısında, pandemi sürecinde sınırdaki göçmenler hakkında Türkiye hükümetinin iki şekilde durumla karşılaşabileceğini söylüyor. İlk olarak, Türkiye gerekli prosedürleri yerine getirip, göçmenlerin koronavirüs sürecinde yeterli sağlık hizmetlerini karşılar ve bu süreç göçmenler tarafından olabildiğince az yıpratıcı geçer. İkinci olarak ise, göçmenlerin sağlık durumları ile alakalı bir önlem almak konusunda çekimser davranılabilir, çünkü göçmenlere sağlık hizmeti sağlandığında ülke içinde yoğun tepkilere neden olabilir. Özellikle bu durum son yıllarda dramatik bir artış gösteren göçmen ve yabancı karşıtlığı nedeniyle, gerçek dışı bir durum olmaktan ziyade oldukça gerçekçi gözükmektedir. Peki, göçmenler yeterli sağlık hizmetlerine ulaşmadıklarında neler olabilir?

Göçmenlerin yaşadıkları yoğun stres ve baskı ortamında, ayrıca sınırdaki göçmenler için ise yaşayacakları sağlıklı bir ortam olmamasından dolayı, göçmen kafilelerinde koronavirüs vakasının görülmesi oldukça muhtemel bir senaryo. Ayrıca, göç hadisesi içerisinde insanların az önce belirttiğimiz üzere kafilelerle beraber göç etmeleri durumu ise pandemi sürecindeki en büyük tehlikelerden birine işaret etmektedir: sosyal mesafe. Göç eden birine yahut sınırda yaşam mücadelesi veren birine sosyal mesafeyi koru ve kendini izole et yahut popüler tabiriyle “evde kal” çağrısı yapmak abes kaçabilir. Bu nedenle sınırdaki insanların korunaklı bölgelere yerleştirilmeleri elzemdir. Bu olaya istinaden ise, Sinem Cengiz’in arabnews.com’daki haber yazısında belirtildiği üzere, Türkiye’nin Yunanistan sınırına göçmenlerin sağlık koşullarını gözetmek amacıyla seyyar hastaneler kurduğunu biliyoruz, bu göçmenlerin olası sağlık problemleri hakkında iyi bir gelişme. Fakat hastanelerin kapsamı, kapsamı ve koşullarının yeterliliği hakkında yeterli bir bilgiye sahip değiliz. Bu da maalesef bize durumun muğlaklığını gösteriyor. Ayrıca, sınırdaki göçmenlerde koronavirüs vakasının görülüp görülmediğine dair net bir bilgiye de sahip değiliz. Göçmenlerin bulundukları durum ve konumlarından dolayı pandemi riski ile karşılşaşmaları bir hayli yüksek. Mesela bir ayı aşkın bir süredir sınırda önce yoğun şiddete maruz kalan ve açlıkla boğuşan bir göçmeni düşünelim. Bu süreçte karşılaştığı şiddet olayları dolayısıyla yaralanmış olabilir, yeteri kadar gıda bulamadığı için de vücut direncini yitirebilir. Böylelikle, hastalanma riskinin ciddi bir biçimde belirdiğini söylemek pek de zor olmayacaktır. Seyyar hastanelerin sınırdaki binlerce göçmenin sağlık durumlarını tespit edip, müdahale edecek kadar donanımlı olup olmadığı konusunda da net bir bilgimiz yok.  

Göçmenlerin karşılaştığı bir diğer mesele ise hak ihlali meselesi… Mültecilerle Dayanışma Derneği’nin (MÜLTECİ-DER) belirttiği üzere, uluslararası korumaya sahip mültecilerin sağlık sigortaları ile ilgili kanuni olarak çeşitli düzenlemelere gidilmiştir. MÜLTECİ-DER bu durum ile ilgili basın açıklamasında: “Uluslararası koruma başvuru ve statü sahiplerinin sağlık sigortalarının kayıttan  bir yıl sonra kapatılması ve sadece özel ihtiyaç sahibi olarak değerlendirilen kişilerin sigortasının devam etmesine dair 06.12.2019 tarihinde Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) 89. Madde, 3. fıkra (a) bendinde bir değişiklik getirilmiştir. Bu değişiklik ile Türkiye’nin çeşitli illerinde uluslararası koruma sahiplerinin sigortaları kapatılmaya başlanmıştır. Çalışma izni alamayan, düzenli geliri olmayan, üstelik zorunlu göçün yol açtığı birçok fiziksel ve psikolojik sağlık sorunu yaşayan yüzbinlerce kişinin, temel bir hak olan sağlık hakkına erişimini bu yolla engellenmiş ve Koronavirüs ile mücadelede daha ağır koşullar ve riskler ile karşı karşıya kalmışlardır.” şeklinde belirttiği gibi, göçmen ve mültecilerin sağlık hizmeti almaları zorlaşmış ve bir bakıma temel hakları olan yaşama hakkı kısıtlanmıştır. Örneğin, kentlerde yaşayan göçmen ya da mülteciler pandemi sürecinde karşılaştıkları herhangi bir sağlık durumunda ne gibi durumlarla karşılaşacakları oldukça muğlaktır. Bu süreç içerisinde yardıma muhtaç göçmenlerin sağlık durumları ile ilgili yeterli bilgilendirmenin yapılması gerekmektedir.

Hak ihlali ile bir diğer mesele de, mülteci ve göçmenlerin sınır dışı edilmesi durumu ile ilintilidir. Aralık 2019’da Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikler kapsamında, yabancıların sınır dışı edilmesi kararına itiraz süresi on dört günden, yedi günlük bir süreye indirilmiştir. Bu süreçte, sınır dışı kararı çıkartılan bir kişinin kendisini yeterince savunabilmesi ciddi bir biçimde tehlike altındadır. Özellikle sınır dışı kararı nedeniyle geri gönderme kurumlarında tutulan insanların bu süreç içerisinde özellikle lojistik yetersizlikler sebebince kişinin itiraz talebi ciddi bir biçimde kısıtlanmıştır. Bu süreç kişilerin adalete erişim hakkını elde edememeleri dolayısıyla da oldukça problemlidir. Alınan karar nedeniyle bu durum, Cenevre Sözleşmesi gereğince insanların sığınma hakkına yönelik de derin endişelere yol açmıştır. Ayrıca, bu süreç içerisinde pandemi sebebiyle hiçbir göçmen veya mültecinin sınır dışı edilmemesi gerekmektedir. Özellikle içinde bulunduğumuz pandemi döneminde, insanların sağlık koşullarının yetersiz olduğu ortamlarda tutulmaması ya da bu gibi bölgelere gönderilmemesi gerekmektedir.

Sınırdaki göçmenlerin durumu ile alakalı son olarak da, 16 Mart 2020 tarihinde pandemi nedeniyle STK’ların toplu faaliyetlerinin son verilmesi nedeniyle sınır kapısındaki mültecilere yardım eden STK görevlilerinin bir anda sahadan çekilmesi mültecilerin yeterli sayıda erzaka ulaşmalarını engellemiş olabilir. Bu durum içerisinde göçmenlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik Türk Kızılayı ve çeşitli STK’ların sınırdaki faaliyetleri bu süreç içerisinde devam ediyor. İnsanların bu süreç içerisinde yeterli sayıda ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri erzaka ulaşmaları çok önemlidir. Ayrıca, sınırdaki göçmenlerin son dönemlerde yaşadıkları olay sebebiyle de psikolojik olarak ciddi bir biçimde hasar görmeleri çok muhtemel, birçok göçmende travma belirtileri başlayabilir ve özellikle de yaşlı göçmenlerde sağlık sorunları baş gösterebilir. Özellikle psikolojik açıdan zarar görmüş göçmenler ve yaşlıların tedavilerinin büyük bir özenle yapılmaları gerekmektedir. Çocuklar ve bebekler için de sağlıklı ortamlar hazırlanmalıdır.

Yazının son kısmında kentlerdeki göçmenlerin durumlarına değineceğiz. Kentlerdeki birçok göçmen ya da halk tabiriyle “Suriyeli” çeşitli işletmelerde sigortasız ucuz işçi statüsünde çalışıyorlar. Bunun yanı sıra, “Suriyeli”ler kalabalık aile nüfuslarına sahip ve kendi gelirlerine kıyasla fahiş fiyatlara ev kirası ödüyorlar. Bu durum normal şartlar içerisinde de göçmenlerin geçimleri için ciddi bir problem kaynağı idi. Pandemi sonrasında, birçok iş yeri faaliyet göstermediğinden dolayı işten çıkarmalara başladı ve bu durum birçok işçinin geçimi için oldukça sıkıntılı bir sürecin başlamasına neden oldu. Aynı zamanda, işten çıkarmaya tabi tutulan göçmenler de sosyal güvenceleri olmadıklarından ötürü işverene karşı herhangi bir hak talebinde bulunamıyor. Ayrıca, birçok göçmen içinde bulunduğu sağlıksız koşullardan dolayı kendi evlerinde de güvenli bir biçimde pandemiden korunamıyorlar, herhangi bir sosyal güvencesi olmayan göçmenler için de daha ne kadar devam edeceği belirsiz olan pandemi süreci ciddi bir kıtlık sorununa sebep olabilir. Hakeza yine kent içindeki yaşlı göçmen nüfusun sağlığı bu süre içinde yakinen takip edilmelidir. Yukarıda değinmiş olduğumuz Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklik üzerine, pandemi döneminde sağlık sigortaları iptal edilen göçmenlerin sağlık hizmetlerine nasıl ulaşacakları da bilinmez bir durum. Her ne olursa olsun bu süreç içerisinde insan yaşamının kutsallığı ilkesi göz önünde bulundurulmalı ve göçmenlerin yaşam hakkına saygı duyulması gerekmektedir.

Koronavirüse karşı alınan acil önlem paketlerinde orta sınıf ve alt sınıfa yönelik yeterince kapsayıcı bir önlem kararının olduğu ciddi bir tartışma konusu. Yalnızca Türkiye’de değil, Norveç Mülteci Konseyi’nin (NRC) de belirtmiş olduğu gibi birçok ülkede alınan önlem paketlerinde mülteciler kapsam dışındadır. Mültecilerin yaşam hakkı kesin bir biçimde tanınmalı ve alınan önlem paketlerinde vatandaşların hakkının yanı sıra göçmenlerin hakları da korunma altına alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki, yasalar herkes içindir ve yasaların kapsamının herkesi içermesi bir seçenek değil, bir zorunluluk ve sorumluluktur.

Sekine Beyza Köse & Melih Can Kızmaz