“Köleliğin, masallarda veya eski çağlarda olduğunu sanıyorduk. Peki ya modern zamanın bizleri, bizler gönüllü köleler değil miyiz?”

Modern zamanın “özgür” bireyleri, en son ne zaman telefonsuz bir gün geçirdiniz ya da sosyal medyada hiç zaman harcamadınız? Peki, sosyal medyayı kullanma ve zaman geçirme sebebiniz kendi isteğiniz mi, yoksa hissettiğiniz zorunluluk veya eksiklik mi? Birçok dizi ve filme konu olan insanlığın teknoloji karşısındaki çaresizliğini izliyor ve bunun farkında olmamıza rağmen koşar adım ilerliyoruz o kafese doğru.

Bu durumla ilgili birçok teori ve kavram var ama en çok dikkatimi çeken kavram ise Max Weber’ in “stahlhartes Gehäuse” kavramı, Türkçe’mize demir kafes olarak geçen kavramdır.

Basitçe bu kavramı açıklamamız gerekirse, Weber “demir kafesi” refah, zenginlik, gelişim ve gereklilikler doğrultusunda üretilen teknoloji ve makinelerin araç durumundan çıkıp amaç durumuna gelmesini; yani araçlarla amaçların tersyüz olması olarak açıklar. Teknoloji insanın hayatını sürdürmesi için gerekli olan ihtiyaçlarını gidermesinin bir yolu veya bir aracı iken  onun hizmetinde olmaktan çıkmış, insanın efendisi olmuştur. İnsanoğlu ürettiği aracın kullananı değil, araçlar tarafından tüketileni olmuştur. 

 “Her şeye kadir bir mekanizmaya boyun eğmek, kendi yarattığı sistem tarafından tutsaklaştırılmak.”

Max WEBER
Nikita Kachanovsky

Mekanizma ve araç kavramı dönemin etkenlerine göre değişiklik göstermektedir. Günümüzde insanların etrafında toplandığı, ona göre şekil aldığı araç sosyal medyadır. Telefon ilk zamanlarında iletişim aracı, sosyal medya ise sosyalleşme aracı iken; tek bir amaca hizmet eden araç olmaktan çıkıp bizim bir uzvumuz haline gelerek tüm sosyal ilişkilerimize, benliğimize, ifadelerimize, estetik anlayışımıza, ön yargılarımıza, doğru ve yanlışlarımıza kadar yön vermekte olup derin bir şekilde etkilemektedir. Artık bizim için arkadaşlık ilişkilerini etkileyen, kimi sevip kimden nefret etmemiz gerektiğine karar veren, kişinin kendine verdiği değeri belirleyen ana unsur haline gelmiştir. Sosyal medyada takipleşmeyenlerin arkadaş olmadığına inanç, sosyal medyada üzüntüsünü veya sevincini paylaşmayanın hislerine inançsızlık, kişinin paylaştığı gönderiye az beğeni geldiğindeki hissettiği eksiklik duygusu bunun kanıtıdır. Artık gündemi belirleyenin sosyal medya olması, hiç sorgulamadan kişilerin sosyal medya linci ile yerin dibine sokulup, kahraman ilan edilmesiyle yerlere göklere çıkarılması, bireylerden ziyade sosyal medyanın resmi kurum kararlarında değişiklik sağlaması, bizlerin sosyal medya elinde bir tür oyuncak olduğumuzun en bariz örneği değil midir?

Ya demir kafesinin parmaklıklarını birer birer sen eklediysen?

Popülarite uğruna, kendin olmaktan vazgeçip, beğenilen kişiliği giydiysen üstüne, daha çok para kazanmak uğruna bol kazançlı işi, hayallerinle ve sevdiğin işle takas ettiysen. Kendin olmaktan vazgeçip herkes olduysan, kendini derinliklere kilitleyen, esaretini oluşturan sen değil misin? Sınırlarımız, beğenilerimiz, ifadelerimiz, estetik algımız, analizlerimiz sosyal medya tarafından yönlendiriliyor ve hatta sosyal medya tarafından belirleniyor. Kendi hüviyetimizi ve özgürlüğümüzü de bir tıkla oluşturduğumuz sosyal medyanın eline verdik. İfadelerimizi, hislerimizi ve hatta kişisel sınırlarımızı bile sosyal medya belirliyorken, biz burada hangi özgürlükten bahsedebiliriz? Eski çağlarda veya masallardaki kölelikler esaret ile fiziki kölelik olurken, modern dönem köleliği istek ve iradeyle seçilmekte olup daha çok ruhsal kölelik şeklinde tezahür ediyor. Bunun günümüzdeki bir örneği de sosyal medya influencerlarıdır. Sosyal medya influencerları, sosyal medyada kendi yaşamına, kendi alanına dair yaptığı paylaşımlarla belli bir kitle tarafından popüler edilmiş ve hatta bunu meslek edinerek, maddi kazanca çevirmiş kişilerdir. Sosyal medya influencerları hayatının sadece bir kısmını paylaşmasına rağmen, insanların gerçek hayat kavramı sosyal medyayla deforme olmasından dolayı bunu tüm hayatı olarak algılayarak, kişiyi yaptığı paylaşımlarla tanımlayarak, bireyi belli kalıplar içinde şekillendirmektedir. Paylaşım yapan kişiler, kendisine biçilmiş kalıplar içinde hareket etmek zorunluluğunda bırakılarak artık hayata dair paylaşımlarından çok, sosyal medyanın hayatına sirayet etmesine izin vermektedir. Kişiler maddi kazanç ve popülariteye karşılık; kendi istekleri ve iradesini kurban etmektedir. “Takipçilerim bir günümü yönetti” ne kadar masum gözüken bir içerik değil mi? Tercihe dayalı bir gün  (!) gibi gözükse de ileride böyle mi gerçekleşecektir, yoksa bu robotik, dış merkez yönetimli insanların sadece masum bir başlangıcı mıdır? Fazlasıyla pesimist yaklaşıyor olabilirim, teknolojinin getirdiği imkanların, olanakların ve gelişmelerin birçok faydası var evet ama benim vurgulamak istediğim bu imkanlar uğruna takas ettiğimiz insanlığımız.

Şunu unutuyoruz ki, makinelerin, teknolojinin veya sosyal medyanın her gün yitirdiğimiz değerleri yani ahlakı, ruhu ve kalbi yoktur. Buna ihtiyacı olan bizleriz. Bireysel özgünlüğe ve özgürlüğe ihtiyacı olan bizleriz. Maalesef ki şu zamanda özgünlüğümüzü ve özgürlüğümüzü yitirdik. Çok sık duymuyor muyuz; “artık herkes birbirine benziyor, sanki herkes herkes gibi kaşı gözü bile.” İfadelerimiz, kişiliğimiz, doğru ve yanlışlarımız bile aynı olmaya başladı.

Modern zamanda bizler oluşturduğumuz aracın esiri olduk, benliğimizi bu uğurda yitirirdik, içsel donanımımızı bu araçların hiçliğiyle donattık. Gittikçe ruhumuzu ve benliğimizi, bir cansız sistem uğruna yitiriyoruz çünkü biz özgün değerlerimizi bırakarak, cansız nesnenin dünyasını kabul ediyoruz. Bu düzene uyum sağlamak ne kadar kolay, zor olansa bu düzene direnmek, benliğini korumak. Zor diyorum çünkü kişinin sosyal medya normlarının dışına çıkması, kişiyi dışlanmaya, linç edilmeye kadar getiren bir durum.

Sacide Kaba