I

Yazım meşgalesine oturmadan evvel, zihnimde matematiğini kurar, başlığını koyarım mutlaka. Bu kez ne bir başlık ne de bir matematik hesabına giriştim. Üşenmek değil elbette bu yaptığım, bir anlık duygu seli ve pür hüzün içimdeki. Bulutlarla gizlenen ayın ışığına hasret, sarı ışıkların altında – sırf görebilmek için, yanıp tutuşan aşıkların anlatıldığı şiirlerden ilham almamak, anlatımın gücünü düşürse de yazı insanı olmaya verdiğim uzun bir soluğun son bulması gerekliliğini duyumsamamdır.

Her şeyi baştan sona, dizli ve düzenli söyleme isteği güdüyorum. Bu kez zihnimde olanları değil, yüreğimde olanları planlıyorum – yine de planlamaktan vaz geçemiyorum. Hüznün tanımını yaptığımı düşündüğüm, yıllar öncesine gittiğinde hafızam, bir o kadar kendime hayret ediyor, bir o kadar da dalga geçmeden yapamıyorum.

II

Vişneler, limonlar… Bir masada yer etmiş, kuru kuruya ekşiliklerinden bahsederken akşam vakti ay ışığında, dallarından koparılmanın hüznünü yaşıyorlar. Çocukların masum ruhlarına hitap eden parlak kırmızı, dudaklarında nahoş bir tat bırakıyor yeşil dalların arasında. Korkusuzca tırmanılan dalların en ucuna varmak isteyen hafif bedenlerin, rüzgar ile salınımını seyrediyor, geçmiş zamanın hafızamda yer etmiş hatırı sayılı anlarında, bir an kayboluyorum.

III

Ucu bucağı gelmeyen yeşillerin arasında, göle karşı geçirdiğim bir akşamın ardından, kendimi insanlarla dolu sokaklarda yürürken buldum. Araçlardan gelen nidaların yanında, kendi aralarında konuşan insanların arasından geçip giderken, ruhumu gecenin sessizliğine akıtmak istedim. Akıntılar bir irinden hallice, dur durak bilmeden yer edinmiş olmalı – ki nereden gelir kaynağı bilinmez, zayıf düşmekteyim.

IV

Bulutlar aralandı, devcileyin beyaz ışığa yolunu açtı. Bu satırlara konuk olurken herhangi biriniz, yüzünü gökyüzüne dönsün – gece ya da gündüz – yağmura, güneşe, sise, yıldızlara… Yaşam bir sebeptir ölüme açılan kapıda, düşünmeye yönelten bir mucize – de ki, işte – bundandır ruhumu sarsan hüzün. Sevmeyi becerememek de bir hüzün, sevilmeyi de. Huzursuz bir serzenişin bütünüyle örülmüş geçmişimden geleceğe, bu da bir dönüşüm…

V

“Yapraklara dallara, yeşillere, allara,
nice nice yıllara gülüm, nice nice yıllara.
Yaprak dala, al yeşile yaraşır,
gayrı bundan böyle vermem seni ellere…”

Sessizliğe gömülürken aydınlık, Nazım’ın dört mısralık şiiri yankılanır ruhumda. Böylesine kuvvetli bir anlatıyı, kısacık bir ana sığdırabilmek için uğraşabilirdim, kim bilir belki daha sonra. Şimdilik sadece – kısaca – en güzel doğumdur bu, hayatımda.

VI

Başlangıç noktası belirleyemem bunun için, bitiş noktasını bilmediğim gibi, bilmiyorum demekle yetineyim. Ancak var olduğundan bu yana, ruhumu süsleyen yegâne noktasıdır diyebilirim. Huzur duyduğum anların en huzurlusu, hüzün duyduğum anların en hüzünlüsü, sevinçlerin bir bütünü… Zihnimi diri tutan bu keşmekeşin, belirsizlikten kurtulacağı anı, bir ömür bekleyebilirim. Bir doğu esintisinde, 54’ümde beklediğimi öteleyebilir, kendimi buna hazırlayabilirim.

Şimdilerde bir kül kokusu hâkim – yanmış ve tükenmiş, zihnimde yer eden bütün kuruntuların uçuştuğu, kül kokusu hakim.

Adahi Şahin