Kendini Pop-Art’ın bir uzantısı olarak geliştiren hiperrealizm akımının (veya süperrealizm, fotogerçekçilik, hipergerçekçilik) ülkemizdeki ilk temsilcisi olarak gördüğümüz Nur Koçak’ın ilk retrospektif sergisi geçtiğimiz aylarda SALT kapsamında İstanbul ve Ankara’da açıldı ve oldukça ilgi gördü.

https://saltonline.org/tr/2180/soylesi-ahu-antmen-ve-amira-akbiyikoglu-ile-nur-kocak

       Eleştirel bir tutum takınmaktan olabildiğince uzak duran Koçak, ilgi alanları doğrultusunda odaklanmış olduğu objeleri ‘Bakın, bu da var!’ dercesine izleyiciyle buluşturur. Çalışmalarındaki görsel dil ve mesaj feminist bir tutum sergilese de kendisi bu tutumun tamamen içgüdüsel, öğrenilmeden, istemsizce ve dönemin toplumsal yapısı ve dayatmalarından kaynaklandığını belirtiyor.

        Desen üzerine yoğun ve disiplinli bir eğitim veren İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü 1968 yılında bitirip kazandığı devlet bursuyla Paris’e gittiğinde, kafasındaki çalışma stiliyle uyuşan “fotogerçekçilik” akımıyla tanışan sanatçı, bu doğrultuda işler üretmeye ve kendini geliştirmeye başlar. Eleştirilere rağmen inatla çok büyük boyutlu işler üretmeye devam ettiğini söyleyen Koçak, nesneleri bağlamından koparıp çeşitli mekanlarda olağan ve alışılmışın dışında perspektiflerde tekrar sergiler. Kadın bedenini temel obje olarak kullanır ve tüketim toplumunun gittikçe fanatikleşmesiyle beraber kadın bedenini üzerinde oluşturduğu “ideal” olana ulaşma isteğine psikolojik boyutlarıyla değinir. Ona göre toplum, kadına “eksik” ve “tamamlanamaz” hissettirmektedir.

Nesne Kadınlar (Object Women)
Vivre (Yaşamak) ya da Fetiş Nesne 1, 1974
Chamade ya da Fetiş Nesne 4, 1987
Farouche (Yabanıl) ya da Fetiş Nesne 2, 1975
 

        İç çamaşırları içindeki kadın bedenlerini tuvale aktarırken, o bedenleri birbirinden ayırabileceğimiz ya da onlara kimlik kazandırabileceğimiz herhangi bir özellik yüklemez. Reklam fotoğraflarındaki bu kadınlar “anonim”dir ve önemli olan kim oldukları değil, ne giydikleri ve neyi temsil ettikleridir. Fetişizm ve nesne arasındaki bağa değinerek, özellikle kadınların kullandığı ve “erotik” bağlamdan ayırmanın gittikçe zorlaştığı bazı nesnelerin Kadıköy ve Beyoğlu’ndaki vitrinlerde de yaygınlaştığını, aslında oldukça yakınımızda olduğunu gözler önüne serer.

        Dönemine göre cesur bu çalışmalarından sonra aile albümündeki eski fotoğrafları kullanarak bir seri üreten sanatçı, toplumun ailenin her bireyine atamış olduğu rollere değinir. Dört kişilik aile portresindeki baba kurumsallığı ve disiplini (Koçak babasının oldukça espritüel biri olarak tanımlar.) anne figürü özveri ve desteği, siyah ilkokul önlüğünü giymiş çocuk ise geleceğe karşı olan merak ve umut dolu tutumu temsil eder. Dönemin resim sanatında çokça yer verilen park, bahçe ve anıtlar birer arka plan niteliği taşıyarak cumhuriyetle beraber gelişmekte olan şehrin görüntülerini, görsel bir kanıt olarak bizlere sunar.

Annem, Babam, Ablam ve Ben (Aile Albümü)

        O zamanlar bağımsız olan Kelebek Gazetesi’ndeki ‘Mutluluk Resimlerimiz’ köşesine odaklanan sanatçı, bir kadın gazetesindeki köşeye fotoğraf gönderenlerin sadece “erkekler” olduğuna dikkat çeker. Eril bir bakış açısıyla oluşturulan bu köşeden topladığı asker fotoğraflarından, kolaj yöntemiyle desenler eklediği 36 adet kartpostal ortaya çıkarır. Postayı bir sanat yapma aracı olarak kullanan Mail Art aracılığıyla, bu fotoğrafların tamamen yeniden üretilmiş bir gerçeklik olgusunu temsil ettiğini ifade etmektedir.

        Sıradan hayatın merceği dışında kalmış ve es geçilmiş noktalara odaklanarak anlık durum tespitleri yapan Koçak’ın sanat vizyonu belirli temellere dayanır. Bu temeller kadının objeleştirilmesi, toplumsal cinsiyet rolleri ve endüstrinin tamamlanmamış hissettirmesine odaklanır. Sanatın öğrenilmeyeceğini ve içgüdüsel bir dürtüyle ortaya konan işlerde ortaya çıktığını savunan Koçak, gücünü kadın benliğinden aldığını belirtir. Eleştirel bir tutumdan özellikle kaçınarak izleyici ile arasına bir duvar koyan sanatçının işlerinde kullanmış olduğu imgeler, aynı zamanda dönemin tarihsel ve toplumsal gerçekliğine ışık tutar.

M. Işıl Ayçiçekka