1882 yılında Fransız bilim insanı, fizyolog ve kronofotoğrafçı (analitik zamansal fotoğraf) Etienne-Jules Marley, ilgi çeken ve şaşırtan buluşu fotografik silahı ile ileride fütüristlerin benimseyeceği “dinamik” görselliği barından çalışmalara ön ayak olmuş ve fotoğraf kadar sinema tarihinin gelişim sürecini de etkilemiştir. Uçan kuşlar, koşan atlar ve hareket halindeki insanların anatomilerini her fırsatta inceleyen ve kaydeden Marley’in, kinetik hareketi göstermek için aynı baskıda birbirini takip eden birden fazla görüntüyü yakalaması gerekiyordu. Buluşu sayesinde farklı zaman dilimlerindeki saniyelik görüntüleri tek bir düzlemde topluyor ve böylelikle odaklanılan figüre üç boyutlu bir hava katmayı başarıyordu. Kendisi fotografik silahındaki plakalı döner silindir sayesinde saniyede 12 fotoğraf elde ederken aynı Marley gibi fütürist bir sanatçı da, ortaya koyduğu işte parçalara odaklanmaktansa, hayatın ve gerçekliğin her an bir oluşum ve gelişim sürecinden geçtiğini, hala geçmekte olduğunu hatırlatmayı seçer.

Atılımlarımızla başlayan hayat deneyimi her daim iniş çıkışlı bir süreçtir ve bu deneyimin sahip olduğu dinamizm, dönüştürebilme kabiliyetimizi fark etmemizi sağlar. Modern sanat pratiğinde bu farkındalığı benimsememize olanak sağlayan bir grup sanatçı, kendi adını kendi belirlemiş ilk sanat akımının bir parçası olmaya, entelektüel bir kişiliğe sahip Marinetti’nin manifestosu sayesinde başlar.

1910’da Fransa’nın en çok satan gazetelerinden biri olan Le Figaro’nun ilk sayfasında yayınlanan Filipppo Tommas Marinetti’nin kaleminden “Fütürist Manifesto”, İtalyan sanatçıları içine hapsoldukları kökleri geride bırakarak harekete geçirmeye çalışan bir çağrı niteliğindedir. Manifesto yazarı Marinetti’nin savunmasına göre özellikle Rönesans‘ta sanat alanında başı çeken İtalya, 19.yy’ı kapsayan süre içerisinde bu alanda oldukça gerilemiştir. Bu gerilemenin sona ermesi için eski konu dağarcığı terk edilmeli, “zararlı” sanat eleştirmenleri ve fikirleri bir kenara bırakılmalı, zihnin ani fırlamaları görselleştirilmeli, zamanın göreceliği ve geçişleri eserde görünür hale getirilmelidir.

A flying pelican (1882) photographed by Étienne-Jules Marley
https://hyperallergic.com/197464/the-scientist-who-shot-his-photos-with-a-gun-and-inspired-futurism/

“Şu müzelere bir bakın: mezarlıklardan ne farkları var?” diye bağıran, bağırdıkça esip gürleyen, etrafına saçtığı tükürükler ve öfke arasında müzeleri yıkmaktan, kütüphaneleri yakmaktan söz eden heyecan dolu genç bir şair; yüzyıl başında Milano, Paris, Londra gibi Avrupa kentlerinde verdiği konferanslarda “Fütürizm” denen bir şeyden söz ediyordu.”                                                        Ahu Antmen, 20.yy Batı Sanatında Akımlar, 2014, syf: 65


Republication of Marinetti’s Manifesto of Futurism in Paris in Le Figaro, 20 February 1909
http://www.historyofinformation.com/detail.php?id=4002

Bir sanat akımı olmaktan ziyade, var olan sanat pratiğine yönelik bir tepki olarak meydana gelen fütürist hareket, bu dönemden itibaren manifesto yazım hareketinin oluşmasına da öncülük etmiştir. 20. yy ’da yeni bir sanat önermesiyle gündeme gelen fütürist sanatçıların, ne yazık ki bu önermenin tam tanımını bir türlü yapamamış oldukları da bir gerçektir. Devinimin ön planda olduğu heykel ve tuval çalışmaları, izlenimci hareketi bir üst seviyeye taşıyarak gözün deneyimlediğini zamansal çizgide algılamamızı ve ona bir “oluş” çerçevesinde bakmamızı sağlar.

Fitürist harekete öncülük eden ressam ve heykeltıraş Umberto Boccioni’nin bir tren istasyonun yer alan üç aşamalı States of Minds (Ruh Halleri) serisi de, insan bilincinin farklı oluş durumları karşısında aldığı ruhani evrelerini çizgisel bir devinimle izleyiciye yansıtır. Bir üyesi konumunda olduğumuz modern yaşamın geçici doğasını psikolojik bir boyutta ele alan seri, oldukça kaotik ve karamsardır. Her ayrıntı, bir sonraki saniye tuval üzerinden uçup gidecekmiş gibi bir hava taşır. The Farewells’te (Ayrılanlar) trenin buharı gökyüzüne karışıp tuvalde kaybolurken; Those Who Go’da (Gidenler) yer alan eğik çizgiler sanatçının yalnızlık ve acı duyan ama bir o kadar da, durum karşısındaki şaşkın kimliğinin bir temsili niteliğindedir. Serinin son resmi Those Who Stay (Kalanlar), birer paravan görevindeki dikey çizgileri, belli belirsiz insan figürleriyle birleşerek geride kalan üzüntünün ağırlığını taşır.

States od Mind II: The Farewells, 1911.
States od Mind II: Those Who Go, 1911.
States od Mind II: Those Who Stay, 1911.
https://www.moma.org/collection/works/78660

Kübizmin bütünü parçalayıp bölen ve sonra farklı düzlemlerde bir araya getiren yapısı da, hız estetiğine dayalı eserler üreten fütürist sanatçıların etkilendiği akımlardan biri olmuştur. Dönemin teknolojik gelişmelerinin yarattığı hız ve seri üretim, zihni günlük yaşamın koşuşturmasına adapte olmaya zorlarken, sözü edilen sanat yöneliminin de döngüsel bir dinamizme oturmasına sebebiyet verir. Değişken her etken, yeni ve bilinmez bir gelecek kurgusunun yansımasıdır. İtalyan ressamın Boccioni’nin 1910 yılında yazdığı Fütürist Resim: Teknik Manifesto’da dediği gibi: “Sanatta her şey geleneklerle ölçülür. Resimde hiçbir şey mutlak değildir. Dünün ressamları için hakikat olan şey, bugünün ressamları için bir yanlış oluverir.”

M. Işıl Ayçiçekka