Müzik Sistemlerine ve Anadolu Müziğine Panoramik Bir Bakış

Müzik Sistemlerine ve Anadolu Müziğine Panoramik Bir Bakış

Müzik ve dil birbirine çok benzeyen iki kültürel ögedir. Her coğrafyada farklı diller konuşulur ve farklı tarzda müzikler üretilir. Fakat yerkürenin geneline baktığımızda dil ailelerinin var olduğu gibi müzik de birkaç temel sistem içinde incelenebilir.

Uzak Asya’da Pentatonik sistem geliştirilmiştir. Müzik, isminden de anlaşılacağı gibi “penta” yani beş sesli diziler üzerinden kurulur ve icra edilir. Diğer sistemler yedi sesli diziler üzerinden müziği oluştururken Asya’da beş sesli dizilerin kullanılması ilk başta “ilkel bir müzik” düşüncesini akla getirebilir. Ancak pentatonik müzik oldukça karmaşık bir teoriye sahiptir ve Çin, Japonya gibi kültürel olarak çok zengin bir bölgede doğmuştur, hala da icra edilmektedir. Bu müziği küçümsemeye çalışmak, Çin alfabesini küçümsemeye benzetilebilir.

Traditional Chinese Music: “Fisherman’s Song at Dusk,” Chinese Zither Performance

 Avrupa’da ise Tonal sistem kullanılır. Tonal sistem, Antik Yunanlıların kullandığı modal sistemden üretilmiştir diyebiliriz. Modal sistemde yedi sesten oluşan çeşitli diziler vardır ve her bir dizinin sesleri arasında belli bir hiyerarşik düzen bulunur. Günümüzde modal müziğin teorisini bilmemize rağmen, nota olduğu düşünülen el yazmalarının hangi frekanslara karşılık geldiğini bilmediğimiz için modal müziğin ezgi yapısı hakkında bir fikre sahip değiliz; icrası hakkında sadece tahmin yürütebiliyoruz. Tonal sistem ise Ortaçağ ve devamındaki dönemde, Katolik kilisesinin büyük etkisiyle modal sistemdeki majör ve minör adlı iki dizinin esas alınmasıyla oluşturulmuştur. Bu dizilerdeki seslerin de kendi aralarında hiyerarşik bir yapısı vardır, ezgiler bu diziler ve dizilerdeki hiyerarşik yapı esas alınarak oluşturulur. Günümüzde piyasaya hakim olan neredeyse bütün pop, jazz, rock veya metal şarkılar genellikle Avrupa klasik müziğinin tonal sistemini kullanır. Tonal müzikteki ses hiyerarşisini ve örgüsünü görebilmek için Beethoven’ın 1. Senfonisinin ilk bölümü iyi bir örnektir.

BEETHOVEN – Symphony No. 1 – Leonard Bernstein (1)

Hazar Denizi’nin doğusundan başlayıp kuzeyde Rusya, batıda Doğu Avrupa ve güneyde Kuzey Afrika’dan devam edip Cebelitarık Boğazı’na uzanan koridorda makam müziği sistemi kullanır. Makam müziğinde çeşni adı verilen birçok dörtlü ve beşli ses öbeği bulunur. Bu dörtlü ve beşlilerin değişik şekillerde eşleştirilmesiyle makamların dizileri oluşturulur ancak makam müziğinde diziler müziği tek başına açıklayamaz. Makamı anlamak için makamın özelliklerinin sergilenmesi diğer bir deyişle seyir yapılması gerekir. Her makamın belli tarzda iniş-çıkışları, geçkileri, güçlü sesi ve karar perdesi vardır; makamı anlatmak için bunların hepsinin gösterildiği bir ezgi çalınmalı veya söylenmelidir. Makam müziğinin enteresan özelliklerinden biri, farklı yörelerin makamlarının birbirine benzemesine rağmen (makamlar aynı adı taşısalar bile) genelde birbirlerinden oldukça farklı olmalarıdır.

Geleneksel Türk müziği diğer adıyla klasik Türk sanat müziğinde altı yüzden fazla makam bulunur. Bu denli çeşitliliği sağlayan etmenlerden biri koma seslerdir. Avrupa müziğinde bir oktav on iki eşit parçaya bölünürken, Türk sanat müziğinde ise bir oktav yirmi dört sese bölünür ve bu seslerin aralıkları birbirine eşit olmak zorunda değildir. Tonal sistemde bulunmayan ancak makam sisteminde bulunan bu seslere koma adı verilir. Komalar notaya alınırken değişik işaretlerle gösterilir.

Makamların insanların duygu durumları üzerinde değişik etkileri olduğu düşünülür. Bu duruma verilebilecek en iyi örnek günde beş vakit duyduğumuz ezanın her vakitte farklı makamlarda okunmasıdır. Örneğin sabah ezanı saba makamında okunur çünkü, saba makamının dinçleştirici ve uyandırıcı bir etkisi vardır. Yatsı ezanları ise zindelik veren bir etkisi olduğuna ve yorgunluğu aldığı düşünüldüğü için rast makamında okunur.

Sanat müziğinin en çok bilinen bestecilerinden biri Dede Efendi’dir. Yaşadığı dönemde saray Avrupa sanatından etkilenmeye başlamış ve Avrupa müziği sarayda merak edilen bir konu olmuştur. Avrupalı müzisyenler İstanbul’a gelerek kendi müziklerini icra etmektedir. Dede Efendi, Avrupa düşkünlüğüne içerleyerek hemen herkesin bildiği Gülnihal eserini bestelemiştir. Bu eser semai usulünde ve rast makamında bestelenmiş bir sanat müziği eseri olsa da aynı zamanda vals temposundadır ve Avrupa müziğine bir gönderme mahiyetindendir.

Zeki Müren | Yine Bir Gülnihal

 Anadolu’da icra edilen müziğin, sanat müziği ve halk müziği olarak ikiye ayrılması 1900’lü yıllarda derleme çalışmalarının başlamasıyla oluşmuştur. Halk müziğindeki makam işlenişi sanat müziğininkinden farklıdır. Yörelerin müzik kültürlerine bağlı olarak şekillenen halk müziği makamları, kullandıkları sesler, bu seslerin kullanış biçimleri gibi konular bakımından klasik müzik makamlarından ayrılır. Bu işleniş farkından dolayı halk müziği makamlarının yapısı hala tartışılan bir konudur. Anadolu coğrafyasında yaşayan biri sanat müziği ve halk müziğini rahatlıkla ayırt edebilirken Avrupa veya Amerika gibi başka coğrafyalarda yaşayanlar için pek bir fark yoktur. Buradaki iki linkte sözleri aynı olan eserin sanat müziği ve halk müziğinde farklı ezgilerle farklı şekilde nasıl icra edildiğini görebiliriz.

Sadettin Kaynak – İncecikten Bir Kar Yağar
Elif Buse Doğan – İncecikten Bir Kar Yağar

Halk müziğinde birçok tür ve biçim olsa da bütün bunların geneline türkü adı verilmektedir. Ancak bir halk ezgisinin(türkünün) halk müziği olarak kabul edilebilmesi için dört koşula ihtiyacı vardır. İlki anonim olmasıdır. Belli bir bestekarı yoktur, kişiye mal olmaz, halka ait kolektif üretim olmalıdır. (Sahibi belli olan türküler elbette mevcut; ancak onlar aşık edebiyatı ve müziği olarak ayrı bir şekilde incelenir.) İkinci koşul zaman içinde derin mekan içinde yaygın olmasıdır. Ezgiyi eski kuşaklar da bilmeli ve iki üç kişinin dışında en az bir köy tarafından bilinmelidir. Üçüncü koşul, yöresel dil ve müzik özelliklerini bünyesinde barındırmasıdır. Son koşul ise varyantlarının olmasıdır. Bir yörede herkes tarafından bilinen bir ezgi, gerek söz, gerek müzik yapısıyla gelenek aktarımı sırasında çeşitlenir. Başka bir deyişle aynı türkünün birden fazla varyasyonu olmalıdır.

Yukarıda sözü edilen konuların her biri kendi içinde oldukça kapsamlıdır. Bu yazıda dünyadaki müzik sistemleri ve Anadolu müziği hakkında okuyucunun kafasında bir kroki çizmek istenmiştir.

Cansu Hacıoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir