Jules Verne’in Ay’a Yolculuk Kitabını Bilim Tarihi Üzerinden Anlamak

Jules Verne’in Ay’a Yolculuk Kitabını Bilim Tarihi Üzerinden Anlamak

Jules Verne 19.yüzyılın önemli bir bilim kurgu yazarıdır. Eserlerinde ağırlıklı olarak, bilim, uzay ve teknoloji gibi alanlara sıklıkla değinir. Bu nedenle, edebiyatçı olarak tanınmasına rağmen bu kimliği ele aldığı konular, sunduğu ayrıntılı bilimsel veriler sebebiyle gölgede kalır.

19. yüzyılda bir mit olarak görünen ay yolculuğu Verne tarafından ele alınarak aslında bu fikre aşinalık kazandırılır. Romanında her bir karaktere farklı, keskin hatları olan profiller çizmesi döneminin toplum yapısını gösterme biçimidir. Bilime ve deneylere hangi gözle bakıldığını, nasıl yaklaşıldığını bu şekilde sergilemiştir. Roman karakterlerini ve aralarında geçen diyalogları kendi döneminin ötesinde bir üslup ile yazmamıştır. 19. yüzyıl insanını, bilim ortamını hatta ve hatta bilimin hangi platformlarda ve ne için kullanıldığını/ilgilenildiğini de sunmuştur. Edebiyat alanında bilim kurgu türünde yazılmış bu roman; bilim ortamını ve bilim üretme şekillerini göstermesi bakımından büyük bir bölümü itibariyle bilim tarihine, tarihçilerine kaynaklık ediyor.

Kurgu bağlamında bilim ortamına baktığımızda kitabın ilk bölümü dikkat çekicidir: Gun-Club. Burası atış bilim ve savaş teknolojileri ile ilgilenen üyelerin, komutanların bulunduğu bir dernektir. Bu bölümde silah teknolojilerinden ve savaşlardan bahsedilir. Kurgu dâhilinde ilerlendiğinde şartların değişmesiyle dernek üyeleri gözünü Ay’a çevirir. Başta silah yapma bahanesi olarak öne sürülen Ay’a mermi/gülle gönderme fikri büyük bir ilgi uyandırır. Kulüp başkanı Barbicane’ın bildirisine karşı çıkan yahut destekleyenler üzerinden, yeni atılan ya da çılgın olan fikirlerin muhataplarını dönem üzerinden okumak mümkün. Sunulan yeni deneyler, bilimsel girişimler karşısında kendisini destekleyenleri bulduğu gibi engellerle de karşılaşılacaktır. Tıpkı romanda da olduğu gibi. Esasında bilimin kullanıldığı alanı görüyoruz bu bölümle birlikte.

Jules Verne’in karakterlerine belirli, planlı kimlikler yüklediğini söylemiştim, kulüp başkanı olan Barbicane projeyi yürüten kişi olarak cesur, bilgin ve hatip kimliğine sahiptir. Ay’a doğru bir deney yapmak onun fikridir ve bu fikri benimsetmeye çalışır. Bunun için de en büyük argümanı bilimdir, bilgisidir. Yani bilimin sözcülüğünü yapan bir kişidir ve roman onun projeleri kapsamında ilerler.

Hikâyenin Gun-Club’ta yani silah ve savaşların mevzu bahis olduğu bu platformda geçmesi ve buradaki üyelerin bir girişimi olan Ay’a gitmek ile sonuçlanması ile Jules Verne (belki de) sıcak savaştan soğuk savaşa geçişin bir sonucu olan uzay yarışından bahsediyordu. İşbu hikâyeye göre ABD’nin dünyaca ünlü olan, dikkat çeken projesi bir güç gösterisi haline gelmiştir. 20. yüzyılda başlayan soğuk savaş dönemi de böyleydi. Ateşli silahlar önemini yitirmiş, bir uzay yarışı başlamıştı. Bunun başını gerçekte de ABD çekiyordu.

2. bölümde Barbicane’ın bildirisinin etkilerinden bahsedilirken kurumların ve yayınların para desteğine de değinir yazar. Bu olay önemlidir. Tüm hizmet ve para katkılarının sonucunda hiçbir beklenti yoktur. Bu karşılıksız yardım ve ulusların boyut kazanması topyekün bilimi gösterir. Topyekûn bilim de bizi 20. yy’da ortaya çıkan “Big Science” olgusuna götürür. Big Science, ülkelerin bilim üretmek için yarışması ve bunun uğrunda her türlü kaynak akışının sağlanmasıydı. Romanda da tam olarak böyle sahneler mevcuttur. Ülkelerin proje için yaptığı bağışların miktarı o ülkenin bilime ve yeni projelere ne kadar önem verdiğini ve aydın bir ülke olduğunu belirliyordu. Jules Verne bağış yapanlar arasında Osmanlı’yı da eklemiş ve şunları dedirtmişti kahramanına: “Osmanlı da çok eli açık davrandı; aslında bu işle doğrudan doğruya ilgiliydi; gerçekten de, Ay, hem yılını hem de oruç ayı olan Ramazan’ı düzenlemekteydi. Dolayısıyla, bir milyon üç yüz yetmiş iki bin altı yüz kırk kuruştan daha azını veremezdi ve bunu, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan kapıyı yöneten hükümetin baskısını hissettirecek bir ivedilikle yaptı.” Bu sözlerle 19. yüzyılda Fransız bir yazarın Osmanlı’ya olan bakışını yakalamış oluyoruz. Yani Verne’e göre Osmanlı dini inancı ve jeopolitik konumu itibariyle bilim dışı kalmayan yahut kalmaması gereken bir devletti.

Tüm bunlara baktığımızda Jules Verne yaptığı kurgu ile aslında bulunduğu yüzyıldan bir yüzyıl sonrası için yaklaşık tahminlerde bulunuyordu. Bu büyük projenin planı yine kendi yüzyılını aşan bir kurgudur esasında. Bu roman bağlamında bilim kurgu türünün bize gösterdiği yine aynı oluyor, o da şu: Mitlerden asla vazgeçemediğimiz ve modernleştikçe mitlerimizin de evrildiği gerçeği. Antik Çağ insanının dini inançları üzerinden yaptığı mitolojiyi modern insan, bilim kurguları üzerinden devam ettiriyor. Jules Verne’in bu romanını çağdaşları okuduğunda muhtemelen onun bir mit/hikâye peşinden gittiğini düşünüyordu. Belki de edebiyat yapmak adına bir roman yazmıştı sadece, fakat Jules Verne kendi dönemine değin birikmiş olan bilimi, bulguları kullanarak bir öngörüde bulunmuştu. Nitekim 19. yüzyılın 2. yarısında hayalini kurduğu Ay’a yolculuk 1959 yılında gerçek olacaktı.  

İçerikte belirli bir düzeni takip ederek ilerleyen yazar Ay projesinin yavaş yavaş hayata geçirilmesiyle değişen düzeni ve toplumu net bir şekilde okuyucuya gösteriyor. Bu durumu önemli kılansa bir analiz- sentez olgularını taşıyor olmasıdır. Örneğin projenin gerçekleştirilmesi için temel bilgileri öğrenmek adına Cambridge Gözlemevi’ne başvuruyor. Peki, niçin bu gözlemevi? Cambridge bilindiği gibi Birleşik Krallık’taki ilk üniversitenin kurulduğu özgürlükçü ve bilimi destekleyen bir kentti. Dolayısıyla bünyesinde bulunan gözlemevi en önemli kurumlarından biriydi. ‘Bilim nerede ilgi görürse orada yeşerir.’ mottosundan yola çıkarak düşünürsek, bu kent ve gözlemevi bilim faaliyetleri için danışılacak önemli, birinci sınıf bir kurumdu. Bu nedenle Gun-Club, Cambridge Gözlemevi’ni seçmiş olmalıydı.

Jules Verne aslında kurgularıyla imkânsız gibi görünen eylemlerin, deneylerin disiplinlerin iş birliği ve bilimin birikmesiyle mümkün olabileceğini gösteriyor bize. Diğer eserlerindeki kurgu ve öngörülerini de bilim ve teknolojinin sıkı takipçiliğini yaparak gerçekleştiriyor. Bilim kurguya yeni bir perspektif ve bilim tarihçilerine kaynak teşkil edebilecek bir eser kazandırmış oluyor.

Merve Dalkıran

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir