Jojo Rabbit: Savaşta Hepimiz Kaybedeniz

Jojo Rabbit: Savaşta Hepimiz Kaybedeniz

“Güzellik ve dehşet,
Başına her şeyin gelmesine izin ver.
Sadece devam et.
Hiçbir duygu nihai değildir.”
Reiner Marie Rilke

Jojo Rabbit, Nazi Almanyası ve II. Dünya Savaşı üzerine yapılan sayısız filmlerden sadece bir
tanesi. Peki, tam da şuanda beni onun hakkında yazmaya iten şey ne olabilir? Neden Jojo’yu
bu kadar sevmiş olabilirim? Öncelikle filmden bahsetmek gerekirse, filmin senarist ve
yönetmeni Taika Waiti filmi Christine Leunens’in “Caging Skies” adlı kitabından uyarlıyor.

Image

Genel olarak kara komedi türü içerisinde değerlendirilen filmin giriş cümlesinde bahsettiğim
Nazi Almanyası filmlerinden en temel farkı filmi on yaşındaki Jojo (Roman Griffin Davis)
üzerinden anlatması. Jojo, sarı saçlı, mavi gözlü Nazi destekçisi bir Alman çocuğudur. Öyle
ki, Adolf Hitler (Taika Waititi) kendisinin hayali arkadaşıdır. Filmde gördüğümüz Hitler
oldukça karikatür bir karakter. Filmin başlangıç anından itibaren Jojo’nun iç dünyasındaki
önemli bir temsil olarak karşımıza çıkan Adolf,filmde önemli bir yer tutuyor. Babası iki yıldır
kayıp olan ve babasını İtalya’da savaşta zanneden Jojo, annesi Rosie (Scarlett Johnasson) ile
beraber yaşıyor. Rosie film için oldukça temel bir unsur. Marriage Story’deki rolüyle bu sene
en iyi kadın oyuncu dalında Oscar adaylığı bulunan Scarlett Johansson, Jojo Rabbit’teki
rolüyle de en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında aday hâlihazırda. Rosie oldukça güzel, hayat
dolu ve sevecen bir karakter. Her durumda ve fırsatta Jojo’ya sevginin öneminden bahsediyor
ve onun Hitler sevgisiyle dalga geçiyor. Filmi ayrıcalıklı kılan unsurlardan birisi de esasında
Rosie karakterine sahip olması diyebilirim. On yaşındaki Nazi fanatiği çocuğun iç dünyasını
yansıtan ve ona kötülüğü öğütleyen Hitler’in karşısında, sevgiyi ve iyiliği öğütleyen bir anne
bulunuyor. Filmin temel yapısı da esasında bu çatışma üzerine kurulu diye düşünüyorum.
Bununla beraber, filmin temel tartışma konularından bir tanesi de dostluk. Filmin
başlangıcında Jojo’nun en yakın dostu Adolf hiç şüphesiz. Hayal dünyasının dışında, gerçek
dünyada Jojo’nun en yakın arkadaşı Yorki (Archie Yates). Yorki, oldukça sevimli ve masum
bir karakter. Yorki de Adolf’un aksine sevimliliği ve masumiyetinden dolayı Jojo’nun
hayatındaki bir diğer çatışmayı gösteriyor bizlere.

“Burada şunu görüyoruz ki, Jojo filmde sadece küçük bir çocuk değil, aynı zamanda kendisi hayatını nasıl sürdüreceği noktasında “seçim yapması gereken” bir kahraman.”

Dönemin genel yapısında ve savaş ortamında pompalanan faşizm propagandasının ortasında çok da naif insani ilişkilere sahip aslında Jojo. Filme ve başkarakterimize adını veren olayda, Hitlerjugend Camp’ta savaş eğitimi alan Jojo’ya eğitmenleri bir tavşanı öldürmesini emrederler fakat temelde merhametli bir çocuk olan Jojo tavşanın yaşaması için onu serbest bırakır ve böylece kampta bir korkak adlandırılıp, alay konusu olur ve herkes ona “Jojo Rabbit” olarak seslenmeye başlar. Burada şunu görüyoruz ki, Jojo filmde sadece küçük bir çocuk değil, aynı zamanda kendisi hayatını nasıl sürdüreceği noktasında “seçim yapması gereken” bir kahraman. Jojo’nun ilk yaptığı seçim de öldürmekten ziyade yaşatmayı tercih etmek. Bu bulunduğu dönem içerisinde oldukça zor bir tercih olsa gerek.

Image

Filmin ana çatışma noktası ile oldukça klasik bir konu. Nazi-Yahudi çatışması… Bu
çatışmadaki temel nokta da hiç şüphesiz yansıtılan dost-düşman ilişkisi. Hitlerjugend
Camp’tan yüzünde bir yarayla dönen Jojo, bir gün evde tek başınayken önceden vefat etmiş
kız kardeşi Inge’nin odasında bir yabancı bulur ve kendisini bir hayalet zannedip kaçar.
Aslında bu bir hayaletten daha da kötüsüdür onun için, bu bir Yahudi’dir! Rosie’nin Nazi
Almanyası’ndaki Yahudi kıyımından kurtardığı Elsa (Thomasin McKenzie), Inge’nin eski
arkadaşıdır. Hayatındaki en korkulu figür olan Yahudi figürü ile kaşılaşan Jojo, Elsa ile
verdiği savaşta karşısında ilk başta bir canavar gördüğünü zanneder. Öyle ki, ilk olarak
Yahudilerin boynuzlu, insan yiyen bir canavar olduğunu düşünmektedir. Elsa’dan Yahudiler
hakkında yazdığı kitap üzerine yardım isteyen Jojo, Elsa’dan Yahudilerin nerede yaşadığı
hakkında çizim yapmasını istediğinde Elsa, Jojo’nun yüzünü çizer ve işte biz burada
yaşıyoruz der. Gerçekten de, Yahudiler Jojo için oldukça karikatürize karakterlerdir. Hiç
görmediği, konuşmadığı bir hayalettir Yahudi onun için. Elsa ile diyalog kurdukça içindeki
Yahudi nefretinin Elsa’ya yönelik bir aşka dönüştüğünü görürüz. Tam da bu esnada Hitler
duruma müdahil olmaya çalışır. Jojo’nun dönüşümü kendisi için oldukça çetin bir mücadeledir.

“Savaş öyle bir şeydir ki, kazananı
yoktur. Jojo ve Elsa ikisi de kaybeden bu nefret çukurunun içindedir.”

Jojo bir gün sokakta tek başına yürürken, kent meydanında annesinin asılı olduğunu görür. Bu onun için bir yıkım anıdır. Annesinin cesedinin önünde saatlerce vakit geçirdikten sonra eve döndüğünde, Elsa’yı öldürmek ister ama bunu beceremez. Hitler Almanya’sının yok edici nefretiyle çok ciddi bir şekilde karşılaşmıştır artık. Filmin iki ana karakteri, Yahudi Elsa ve Nazi sempatizanı Jojo yalnız kalmışlardır. Şehir bombalanırken ikisinin pencereden olanları izler.Burası oldukça etkileyici bir sahneydi benim için. Savaş öyle bir şeydir ki, kazananı yoktur. Jojo ve Elsa ikisi de kaybeden bu nefret çukurunun içindedir. Jojo’nun yakın çevresine yönelik çizdiği naif yapının aksine genel çerçevenin trajedisini bize çok iyi anlatır Taika Waititi ve Jojo, sevgiyle hareket eden bir çocuktur artık.

Filmdeki etkileyici ve oldukça farklı savaş sahnesinde savaş sona erdikten sonra Jojo, Yorki ile karşılaştığında, Yorki’nin ilk isteği eve gidip annesine sarılmaktır. Savaşın bitmesi Elsa için çok iyi bir şeydir,Jojo ise Elsa’nın evden gitmesinden korkar. Bir seçim daha yapması gerekir bu durumda. İlk başta Jojo, Elsa’nın gitmesinden korktuğu için ona savaşı Nazilerin kazandığı yalanını söyler. Fakat kendisi annesinin mirasını sevdiği kişiyi hapsederek değil özgür bırakarak yaşatması gerektiğinin farkındadır ve onu da yapar. Sevgi dediğimiz şey, özgürlüğün duygusudur belki de. Nefret, yok eder ve hiçleştirir. Bu ikilem üzerine Jojo, Adolf’u değil, Elsa’yı seçer. Sonuçta hiçbir duygu nihai değildir… – Melih Can Kızmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir