Irkçılığın Etik Değerlendirmesi Üzerine

Irkçılığın Etik Değerlendirmesi Üzerine

Özellikle 2010’lu yılların başından itibaren artan göç dalgası sonrasında dünya üzerinde radikal hareketlerde gözle görülür bir şekilde artış yaşandı. Kimlik siyaseti üzerinden okuyabileceğimiz 2010’lu yıllar siyasal yaşamı farklı kimliklerin temsil edilme-edilmeme meselesi üzerinden oldukça gergin geçti. Örneğin, İspanya’da sağ popülist Vox Partisi ile 2011’deki Indignados hareketinden sonra kurulan Podemos arasındaki politik gerilim klasik bir sağ-sol geriliminin ötesinde özellikle popülist söylemlerin ön plana çıktığı bir siyasal mücadeleye şahitlik ediyoruz. Popülist siyaseti bu kadar belirgin kılan şey de pek tabii biraz önce değindiğim göç meselesi. Bu yazıdaki temel mesele de göçmen karşıtlığı üzerinden yapılan ırkçılık ve bunun etik değerlendirmesi üzerine olacak. Öncelikle, Etik Teori içerisindeki hakim görüş olan “Kant Etiği” üzerinden mesele ele alınacak, ardından da politik tanınma mücadelesi üzerinden bir “Erdem Etiği” okuması yapılacak. Metinde sorduğum temel soru da şu şekilde gelişmekte; ırkçılık etik bir problem midir?

Kant Etiği için yapabileceğimiz en önemli tanımlamalardan biri bir durumun etik olarak değerlendirilebilmesi için “evrensel” olarak geçerli olması olabilir. Yani bir davranışın “iyi” ya da “ahlaki” bir davranış olabilmesi için mekan ve zaman farklılığına bağlı olmaksızın aynı şeklide geçerlilik durumudur. Bir iletişim içerisinde olduğumuz zaman karşımızdaki muhattabın kimliği ve neliğinin hiçbir önemi yok. Karşındaki kim ve ne olursa olsun ona aynı tutarlılıkla davranılması gerekir. Gelelim ırk meselesine. Eğer az önce bahsedilen meseleyi anlayabilmişsek ırkçılık hususunda şöyle bir durumla karşı karşıyayız: eğer bir ırkı başka bir ırka üstün görüyor ve bu durumu hayatımızdaki temel ilkelerden biri haline getirdiysek, Kant Etiği bu duruma pek ılımlı yaklaşmayacaktır. Neden? Çünkü bu durum içerisinde evrensellik ilkesi ihlal ediliyor. Yani, bir kişi karşısındakine ırkçı bir tutum sergilediğinde ve onun hakkını kendi tarafından olan bir kişiye verdiğinde taraflı bir davranış sergiliyor. Oysa aslında, Kant Etiği taraflı perspektiften ziyade, tarafsız bir tutumu ön plana çıkartır.

Kant Etiği meselesindeki bir diğer temel kavram ise “ilke” kavramıdır. Bu etik görüşün temel ilkesi ise: “Öyle bir davran ki, davranışın temelindeki ilke, tüm insanlar için geçerli olan evrensel ilke veya yasa olsun.” bize çok önemli bir mesaj vermektedir. Eğer bu ülkeyi ırkçılık üzerinden yorumlayacak olursak ve eğer ırkçılığı kendimiz için temel ilke haline getirirsek, o zaman tüm insanlar için geçerli ilke veya yasanın ırkçılık olabilme ihtimalini bir düşünelim. O zaman bir arada yaşayabilme gibi bir durumun tam olarak mümkün olamayacağını söyleyebiliriz. Irkçılığın evrensel ilke olarak geçerli olduğu bir durumda, herkes kendi tarafındaki kişiye daha ayrıcalıklı bir tutum sergiler ve bunun sonucunda da herkes kendi alanına çekildiğinden dolayı herhangi bir ortak alan oluşturabilme imkânı pek de mümkün olmaz. Ki ayrıca, Kant Etiği’nin evrensel ve tarafsız yapısını göz önünde bulundurduğumuzda zaten ırk ayrımı meselesinin bu perspektifle pek uyuşmadığını ve ahlaki olarak da temellendirilemeyeceğini söyleyebiliriz.

Kant Etiği ile alakalı değinebileceğimiz son nokta ise herkesi kendi içinde bir amaç olarak görebilmek ve kimseyi araçsallaştırmamak. Yine ırkçılığın geçerli olduğu bir durum içerisinde insanlar ötekine yönelik ayrıştırıcı tutumlar sergilendiğinde ve ötekini kendine yönelik bir tehdit olarak algıladığı halde ötekini kendine içkin, değerli bir amaç olarak görmesi pek de mümkün değildir. Bu durum içerisinde ırkçı bir birey öteki ile nasıl ilişki kurabilir? Mesela, ırkçı bir bireyin bir işletmesi olsun diyelim. Kendisi gündelik yaşantısı içerisinde öteki kimlikten kişilere ayrıştırıcı tutumlar sergilendiği halde, sırf ucuz iş gücü sebebiyle öteki kimlikten bir işçiyi işe aldığında ve onu emeğinin altında bir ücret ile çalıştırdığında burada bir amaç ilişkisinden ziyade bir araç  ilişkisi var diyebiliriz. Kısacası, bu durum içerisindeki iki yüzlü yahut tutarsız tavır da Kant Etiği’nin temel ilkeleri ile çeliştiğinden dolayı ırkçılığı yine ahlaki bir tutum olarak temellendirebilmemiz mümkün değildir.

Erdem Etiği’ni anlayabilmek adına en önemli kaynak Aristoteles’in Nikomakos’a Etik kitabıdır. Bu kitap içerisinde geliştirdiği etik perspektifte Aristoteles etik ile beraber iyi bir politik yaşam arayışı içerisindedir. Aristoteles’in Politika kitabında geliştirdiği “zoon politikon (siyasal hayvan)” kavramı çerçevesinde insanların diğer canlılardan ayrıştıkları en önemli noktayı politika üretebilmek olarak söyleyebiliriz. Politika üretebilmek ne demektir diye soracak olursak, bunu diyalog kurmak ve ilişki geliştirebilmek olarak niteleyebiliriz. Yani, politika siyasal alan içerisinde geliştirilen bir ilişkiler bütünüdür. Bu durum da Kant Etiği ile ciddi bir biçimde ayrışır. Kant Etiği’nin, etik duruma zaman ve mekana bağlı olmaksızın yaklaşmasına karşılık olarak Erdem Etiği,etik duruma zaman ve mekan içerisinde yaklaşır. Siyasal alan içerisinde iyi yaşamın arayışında olan Erdem Etiği vatandaşların yahut yurttaşların bir arada olmasını çok önemser. Temel etik anlayışını “ölçülülük” kavramı üzerine kuran Erdem Etiği’ni bir sayı doğrusu üzerinden hayal edecek olursak, sayı doğrusundaki artı ve eksi kutuplar buradaki uç durumları oluşturur. Bir davranışın “iyi” olarak değerlendirilebilmesi için en önemli şey ne artı kutba ne de eksi kutba doğru yol almaktır, tam aksine buradaki en önemli mesele sıfır sayısını bulmaya çalışmak olacaktır.

Bu durumu ırkçılık üzerinden anlamaya çalışacak olursak, ırkçı bir bireyin öteki ırk kimliğini tanımayıp onu ayrıştırması, hakkına tecavüz etmesi, ona siyasal alanda tanınma sağlamaması sayı doğrusunun eksi kutbunda konumlandırılabilir. Fakat sayı doğrusunun artı kutbunda “olumlama” (affirmation) olarak tanımlayabileceğimiz, öteki kimlik ne yaparsa yapsın bunu hoş gören, kendi benliğini pek de önemsemeyip bütün haklarını öteki kimliğe aktaran ve kendini “hiçleştiren” (negation) kişiyi görebiliriz. Aslında, ikinci kişinin yaptığının birinci kişiden pek de bir farkı yoktur. Irkçı birey ötekini hiçleştirirken, olumlayıcı birey ise kendini hiçleştirmektedir. Peki, bu hiçleştirici tutumu nasıl aşabiliriz? Hiçleştirici tutumu aşabilmenin en önemli yolu ölçülü olabilme yani rasyonel yorumlama ve iletişim kurabilme yeteneğidir. Irkçılığın etik dışı olduğu Erdem Etiği’nde de aşikâr. Bu durumu aşmak için yaşadığımız siyasal alan içerisinde öteki kimliklere kendilerini temsil edebilme hakkı tanıyıp, toplumsal diyaloğun arttırılması gerekmektedir. Erdem Etiği ırkçılık meselesine siyasal alan ve toplumsal ilişkiler çerçevesinde bakar ve toplumsal diyaloğu arttırmayı hedefler. Irkçılık her halükarda da gayri ahlaki bir durum olarak karşımıza çıkar.

Melih Can Kızmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir